Fandom

Mihr Wiki

Ahdallahi ve Yeminlerimiz

63pages on
this wiki
Add New Page
Comments0 Share

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

AHDALLAHİ

Ahdallahi; Allah’ın ahdi, Allah’ın bizimle yaptığı bir ahdleşmedir. Bu ahdleşme, ruhumuzun misakini, fizik vücudumuzun ahdini, nefsimizin yeminini ve irademizin de Allah’a teslimini içermektedir. Eğer bu müesseseye ahdallahi ve yeminlerimiz olarak bakıyorsak; o zaman Allah’ın ahdi, bizim yeminlerimizin ötesinde, irademizin Allah’a teslimini ifade eder.

Ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a verdiği yemin, misak ve ahdin ötesindeki kesin söz, gene “misak” adıyla anılır. Eğer yeminlerimizi devreye koyuyorsak, o zaman ahdallahi, bu yeminlerin ötesinde İlâhi İrade’nin, irademizden istediği bir sonucu içermektedir. Bakınız ne diyor, Allahû Tealâ:

3/ÂLİ İMRÂN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).

Muhakkak ki onlar; Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette bir nasip yoktur. Ve Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyamet günü onlara nazar etmeyecek (bakmayacak). Ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için elim azap vardır.


İştira etmek; hem satmak hem de satın almak istikametinde kullanılmaktadır. Buradan “Allah’ın ahdini ve yeminlerini yerine getirmeyerek az bir değere bir şeyler satın alırlar.” veya “Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir şey karşılığında satarlar.” anlamı çıkar.

Allahû Tealâ bu insanlar için ahirette bir nasip olmadığını, onları tezkiye etmediğini, böylece onlara cennete girecek not vermediğini söylemektedir. Yani onların kazandıkları, kaybettiklerinden her zaman daha az olur.

AHDALLAHİNİN İKİ CEPHESİ

Burada dikkat edilmesi lâzımgelen bir müessese; ahdallahinin iki cephesinin olduğudur. Ahdallahi, Allah’ın ahdidir. Allah’ın ahdi, bizi muhatap alan bir ahddir. Allahû Tealâ, bizden ruhumuzu da vechimizi de nefsimizi de irademizi de Allah’a teslim etmemizi ister.

Allah’ın ahdi, irademizin Allah’a teslimini emreder. Fakat ruhumuzu, vechimizi ve nefsimizi Allah’a teslim etmeden irademizi Allah’a teslim etmemiz mümkün değildir. Bu sebeple Al-i İmran-76’da geçen ahdallahi bunların hepsini birden içeren bir bütündür.

Allah’ın cephesinde, Allah’ın ahdi bunların dördünü de ihtiva eder. Bizim ahdimiz ise ruhumuzun misakini, nefsimizin yeminini, fizik vücudumuzun ahdini ve irademizin Allah’a verdiği misaki içerir.

Yeminlerimiz ise ruhumuzun misaki, vechimizin ahdi ve nefsimizin yeminidir. Yani irademizin Allah’a verdiği misak yeminlerimize dahil değildir, bizim ahdimizi tamamlayan bir ilâvedir. Çünkü irademiz bir vücut değildir.

YEMİNLERİN VERİLMESİ Allahû Tealâ buyuruyor ki:

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


Allahû Tealâ: “Biz ezelde Âdemoğullarının sırtlarından, onların evlâtlarını; onların da sırtlarından, onların evlâtlarını çıkardık.” diyor. Böylece zamandan önce, Âdem (A.S)’dan başlayarak kıyâmet günü doğacak olan son insana kadar hepimizi, aynı yaşta olarak huzurunda toplamış. Hepimize birden diyor ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

“Evet” diyoruz.

Acaba Allahû Tealâ “Onların nefslerine şahit tuttuk ki, kıyâmet günü, biz bundan haberdar değildik demesinler diye.” ifadesiyle ne demek istiyor? Acaba neden haberdar değildik demeyeceğiz?

“E lestu birabbikum” ifadesinde, bu sualin cevabı yoktur. Olay; Allah’ın, bizim Rabbimiz olmasından haberdar olmamamız değildir. Nefslerimizin kıyâmet günü: “Ben bundan haberdar değildim.” dememesi için Allahû Tealâ, bizleri başka bir sebeple şahit tutuyor. Buyuruyor ki:

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.


Allahû Tealâ bizlere:

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedikten sonra hepimiz diyoruz ki:

“Evet, Rabbimizsin.”

Hem Rabbimizi karşımızda görüyoruz hem sesini kalbimizde işitiyoruz. Sonra Allahû Tealâ:

“Ey ruhlar! Dünya hayatını yaşarken Bana geri geleceğinize dair, rücû edeceğinize dair, böylece Bana teslim olacağınıza dair Bana misak verin. Ey fizik vücutlar! Siz de Bana teslim olacağınıza dair ahd verin. Ey nefsler! Siz de Bana teslim olacağınıza dair yemin verin. Sözlerimi işittiniz mi?” diye buyuruyor.

Bizler:

“İşittik.” diyoruz. “semi’nâ”

Allahû Tealâ:

“Öyleyse itaat edin!” diyor.

Ve böylece Allahû Tealâ’ya yemin veriyoruz, misak veriyoruz, ahd veriyoruz. Allahû Tealâ bunun üzerine soruyor:

“İtaat ettiniz mi, emrime?”

Biz: “Ata’nâ” yani itaat ettik” diyoruz.

Ruhlar, vechler, nefsler yani 3 vücudumuz sırasıyla Allahû Tealâ’ya misak, ahd ve yemin vermiş oluyorlar. Ama Allahû Tealâ: “Allah’a o gün verdiğiniz o kesin sözü hatırlayın.” diyor.

“İşittik ve itaat ettik.” ifadesinin muhtevasının ötesinde, Allahû Tealâ bir “kesin söz”den, “misakten” bahsediyor.

Böylece anlıyoruz ki; bizim 3 vücudumuza ait yeminimiz, misakimiz ve ahdimizin (bunlar Al-i İmran-76’da EYMÂNİHİM yani yeminlerimiz olarak yer alıyor) ötesinde irademizin Allah’ın İlâhi İradesi’ne verdiği bir MİSAK var.

KESİN SÖZ (MİSAK)

İlâhi İrade; yarattığı cüz’i iradeye, cüz’i iradenin de Allah’a teslimini emreder. İki iradî yapıdan kâinatın ve bütün yaratılanların Tek Yaratıcısı olan El İlâh’ın (Allah’ın) İlâhî İradesi; yaratıklarından olan insana verdiği cüz’i iradeden, Kendisine teslim olmasını ister. Böylece Allah’ın iradesi ile insanın iradesi arasında bir ahdleşme söz konusu olur.

Allah’ın ahdi, ahdin bir tarafını oluşturur; adı, ahdallahidir. Ahdallahi irademizin misakini ihtiva eder. 3 vücudumuza ait yeminimizi, misakimizi, ahdimizi yerine getirmeden irademizi Allah’a teslim edemeyeceğimiz için ahdallahi hepsini birden ihtiva eder. Kişinin ahdi yeminlerini (eymânihim) oluşturan yemin, misak ve ahdi ve iradesinin misakini ihtiva eder.

Burada dikkat edilmesi lâzımgelen şey, iki tane misakin var olduğudur. Misaklerden birisi ruha aittir. Ruhumuz, ölmeden evvel Allah’a ulaşacağına dair, ezelde Allah’a misak vermiştir. Bu açıdan olaylara baktığımızda, artık bir bütünü görebiliyoruz. Allah’ın ahdinin karşılığı olan irademizin misaki ve yeminlerimiz, bizim Al-i İmran-76’da geçen ahdimizidr. Allah’a verdiğimiz kesin söz; Allah’ın ahdi, bizim yeminlerimizin ötesinde, bizi bağlayan bir müessesedir.

Allah ile olan ilişkimizde bizler tarafından ezelde, zamandan evvel, Allah’ın huzurunda varedildiğimizde, Allah’a verilen yeminler, misakler, ahdler, Allah’a verilen sözler vardır.

Yeminlerimiz ve Allah’ın ahdinin toplamı, dört tane faktör oluşturur: Ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a verdikleri yeminler.

İrademizin Allah’a verdiği kesin söz, Al-i İmran Suresinin 77. âyet-i kerimesinde, yeminlerimizin arasında almamıştır. Ahdallahi kelimesi bu kesin sözü ifade etmektedir. Al-i İmran-76’da Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:


3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).

Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.


Öyleyse ahdallahi (Allah’ın ahdi) ve bizim ahdimiz söz konusudur. Allah’ın ahdi de dört tane yemin içerir: Yeminimiz, misakimiz, ahdimiz ve Allah’a irademizin verdiği kesin söz olan misakimiz. Bizim ahdimiz de dört tane unsur içerir: Yeminimiz, misakimiz, ahdimiz ve irademizin Allahû Tealâ’ya verdiği misak. Hepsinin toplamı, ahdimizi oluşturur.

Allahû Tealâ, Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde: “Allah’a verdiğiniz misakinizi hatırlayın.” diyor. İrademizin Allah’a verdiği söz için “misak” diyor, Allahû Tealâ.

Al-i İmran-76’da ise Allahû Tealâ: “Kim ahdini gerçekleştirirse.” diyor. Yemin, misak ve ahd ve ondan sonra da iradenin Allah’a verdiği misaki gerçekleştirenlerden bahsediyor.

İşte bunların hepsinin toplam adı, biz insanlar açısından ahddir. İrademizin tek başına Allah’a verdiği yeminin adı ise misaktir. Allah’a ruhumuzun verdiği misak, fizik vücudumuzun verdiği ahd, nefsimizin verdiği yemin ve irademizin verdiği misak; bunların dördünün toplamı bizim ahdimiz olur. Al-i İmran Suresinin 76. âyet-i kerimesi, bunu söylüyor.

Al-i İmran Suresinin 77. âyet-i kerimesinde ise Allahû Tealâ, Allah’ın ahdi ile bizim yeminlerimizi, “ahdillâhi ve eymânihim” olarak ifade ediyor. Yani “bizlerin yeminleri ve Allah’ın ahdi...”

Buradaki muhteva, açık ve kesin olarak karşımıza çıkıyor. Allah’a verdiğimiz tüm yeminler, misakler, ahdler ve iradelerin misaklerinin hepsinin toplamı, ahdimizdir. Ahdallahinin yani Allah’ın ahdinin karşılığında, dört unsuru içeren bizim ahdimiz vardır.

Sonuç:

İrademizin misaki de Allah’ın ahdi de aynı şeydir: İrademizin Allah’a teslimi.

Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim etmeden irademizi Allah’a teslim edemeyeceğimiz için irademizin teslimi aslında yemin, misak ve ahdimizi de yani yeminlerimizi de ihtiva eder, hepsinin teslimidir.

RUHUN MİSAKİ ALLAH’IN ZAT’INA ULAŞMAYI DİLEMEK Rad Suresinin 20, 21, 22. âyetleri, bizim için bir şeyler söylüyor:


13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.


13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.


13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.


“Sabırla Allah’ın Zat’ını dilemek” ifadesi, iki anlam içerir. Rad-21’deki olay, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemektir. Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenler için Allahû Tealâ:

“Onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi, Allah’a ulaştırırlar.” diyor ve ruhun misakini anlatıyor. Ama “Allah’ın Zat’ını dilemek” aynı zamanda Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemek (ibtiga etmek) anlamına da gelir. O zaman ahdallahi devreye girer.

Nitekim Rad-22’nin muhtevasında farklı bir olay görüyoruz: Onlar, fizik standartlarda Allah’ın kendilerine verdiği rızkın (tarladaki buğdayı) bir kısmını başkasına vermek suretiyle başkalarına infâk ederler. Bu, alenî bir infâktır.

Bu insanlar bir de zikir yaparlar. Ve Allah’ın fizik vücutlarına gönderdiği, Allah’ın rahmetini, fazlını ve salâvâtını; nefslerinin kalbine ulaştırmasını sağlarlar. Fizik vücut, böylece nefsi infâk etmiş olur. Bu, gizli bir infâktır. Bu infâkı göremeyiz.

ALLAH’IN ZAT’INI DİLEMEK

ALLAH’IN ZAT’INI GÖRMEK

Allahû Tealâ buyuruyor:

13/RA'D-23: Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).

Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.


Rad Suresinin 22. âyet-i kerimesinde; seyyiatin hasenata çevrilmesi söz konusudur. Bu ise salâh makamının sonundaki olgudur. Seyyiatin hasenata tebdil edilmesi noktasından sonra da iradenin teslimi gelir. İradesini teslim eden kişilerin mükâfatı, adn cennetleridir. İradenin teslimi ise kişiyi, Allah’ın Zat’ını görmeye ulaştırır.

Böyle bir dizaynda, Allah’ın vechini, Zat’ını murat eden, sabırla ibtiga eden, Allah’tan Allah’ın Zat’ını isteyen kişi; bunu, hem Allah’ın Zat’ına ruhunu ulaştırmak üzere hem de Allah’ın Zat’ını görmek üzere ister. O zaman 20. âyetteki “Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler.” sözü de gerçekleşir.

Allah’ın Zat’ını talep edenler; önce Rad Suresinin 21. âyet-i kerimesinin başındaki Allah’ın Zat’ını, Allah’ın Zat’ına ruhlarını ulaştırmak için talep ederler. Sonra adn cennetleri ile noktalanan bir başka talep devreye girer. Burası, iradenin Allah’a teslim edildiği noktadır.

Allahû Tealâ özellikler veriyor: “Onlar seyyiati hasenata değiştirirler. Hasenat ile seyyiati önlerler.” Burada adn cennetleri ile noktalanan bir olayı; Allah’ın Zat’ının görülmesini anlıyoruz.

21. basamak, ruhun Allah’a ulaşması;

28. basamağın 5. kademesi, iradenin Allah’a teslim oluşudur.

Öyleyse birinde Allah’ın Zat’ına ulaşmak (21. basamak), ikincisinde, Allah’ın Zat’ının kalp gözüyle görülmesi söz konusudur (28/5).

Allah’ın Zat’ı, yolun sonudur. Allah’ın Zat’ı, niyet açısından da yolun sonudur. En son görülen, Allah’ın Zat’ıdır.

Allah’ın Zat’ını dileyenler, hem Allah’ın Zat’ına ruhlarını ulaştırmak için diliyorlar ki; Rad-21 bunu kesinleştiriyor hem de Rad Suresinin 22. âyetindeki seyyiatin hasenatla değiştirilmesi keyfiyeti ve asıl Rad-23’teki kesin hüküm, adn cennetleri; Allah’ın Zat’ına ulaştıktan sonra Allah’ın Zat’ını da mutlaka görmeyi ihata eder. Yani ancak ahdallahinin sonunda Allah’ı görüyoruz.

Allahû Tealâ En’am-152’de: “Allah’ın ahdini ifa edin.” diye emrediyor:

6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


Rad-20’ye bir kere daha bakıyoruz:

“ellezîne yûfûne bi ahdillâhi: Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler.”

En’am-152:

“ve bi ahdillâhi evfû: Allah’ın ahdini ifa edin.”

Allah’ın ahdini ifa etmek; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmektir.

En’am-152’deki emrin yerine getirilmesi, Rad-20’de ifade edilmiştir.

ALLAH’IN AHDİNİ YERİNE GETİRMEMEK Bu emrin yerine getirilmemesi halinde ne olacağına beraberce bakalım:

13/RA'D-25: Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).

Onlar, misaklerinden sonra (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah'a misak verdikten sonra) Allah'ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim etmezler). Ve Allah'ın, O'na (Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm'e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.


Burada Allahû Tealâ, Allah’ın ahdinin gerçekleştirilmediği bir olaydan bahsediyor. Allah’ın ahdinin nakzedildiği, bozulduğu bir müessese söz konusu. Gerçekleştirmeyenler, Allah’ın ahdini ve kendi ahdlerini de bozmuşlardır.

En’am-152’deki: “Allah’ın ahdini ifa edin, yerine getirin.” emrinden sonraki muhtevaya, gelin beraberce bakalım:

6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.


Allah’ın ahdini yerine getirebilmenin başlangıç noktası, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allah’ın ahdinin yerine getirildiği nokta ise iradenin de Allah’a teslim edildiği noktadır. İradesini Allah’a teslim ederek Allahû Tealâ’nın “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesi ile irşad makamına tayin ettiği kişiler, sadece onlar, Allah ile olan ahdlerini ifa edenlerdir, yerine getirenlerdir.

Kim ruhunu Allah’a ulaştırmışsa, ruhunun Allah’a verdiği misaki yerine getirmiştir (21. basamak).

Kim fizik vücudunu Allah’a teslim etmişse o, fizik vücudunun Allah’a verdiği ahdi gerçekleştirmiştir (25. basamak).

FİZİK VÜCUDUN AHDİ

Allahû Tealâ fizik vücudun ahdi konusunda şöyle buyuruyor:


36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.


36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


Nefsimiz Allah’a teslim olur. Nefsimizin Allah’a verdiği yemini yerine getiririz (27. basamak).

İrademizi de Allah’a teslim ederiz ve irademizin Allah’a teslim edildiği bir ortam söz konusu olur (28. basamak 5. kademe).

Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesindeki, irademizin Allah’a verdiği misaki yerine getirmemiz, Allah’ın ahdine karşılık bizim ahdimizdir.

Allah ile ahdleşme açısından bakıyorsak, ahdallahi; Allah’ın tarafındaki ahdleşmenin adıdır. Bizim ahdimiz, bizim tarafımızdaki ahdleşmenin adıdır. Ama Allah’a verdiğimiz sözün adı ahd değildir. Verdiğimiz kesin sözün adı misaktir.

4 TESLİM ve HİDAYET


Allah ile beraber olmak, teslimleri ihtiva eder. Kâinatın yegâne dîni, dört tane teslim içerir: Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi. Bu teslimler yoksa, hidayet yoktur.

Hidayet, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar.

Hiçbiriniz unutmamalısınız!

İçinde bulunduğumuz çağın adı “Hidayet Çağı”dır.

Öyleyse hayatınıza çekidüzen verin!

Hedefinizin, ahdinizi yerine getirmek olduğunu düşünün!

Allah’ın ahdine mukabil, sizin ahdiniz... Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim etmeniz...

Mutluluk istiyorsanız, Allah’a ulaşmayı dileyin.

İlk adımı atın. Bundan sonra olaylar, sizin yürüyebileceğiniz kadarını mutlaka karşınıza getirecektir. Allahû Tealâ, size yardım edip mutlaka sizin O’na ulaşmanızı temin edecektir. O, bunu sağlayacaktır. Ve Allah’a karşı duyduğunuz sevgi, sizi daha sonraki evrelerde, fizik vücudunuzu da nefsinizi de ve iradenizi de Allah’a teslim etmeye doğru inşaallah götürecektir.

Allah’ın yoluna lâyık olmaya çalışın!

Allah ile aranızdaki ilişkinin, sadece teslimlerden ibaret olduğunu bilin.

Hayatınızı, bunu yerine getirmek üzere tanzim edin!

Allahû Tealâ’nın hepinizi, hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz.

Dualarımızla...

İmam İskender Ali M İ H R


MÜRŞİDİNİ GÖRMEYİ DİLEYENLERİN HACET NAMAZINI KILMASI

  • Gusûl abdesti almak.
  • Namaz abdesti almak.
  • Hacet namazı kılmak.

Allah'tan herhangibir haceti olan veya mürşidine ulaşmak isteyen kimse hacet namazı kılar. Bu namaz, perşembeyi cumaya bağlayan gece ya da kandil gecelerinde kılınır. Bu mümkün olmazsa herhangibir gecede de kılınabilir. Öncelikle boy abdesti alınır. Hacet namazına niyet edildikten sonra aşağıdaki âyetler okunur:

   rekât: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyete'l Kursî
   rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas
   Oturuş: Et Tahiyyatu
   rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas
   rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas
   Oturuş: Et Tahiyyatu + Allahumme Salli + Allahumme Barik + Rabbena 

Namaz bittikten sonra kişi, Allah'tan haceti neyse onu veya mürşidini diler. Konuşulmaz. Kıble, yatağın sağ tarafında kalmalı ve kişi vücudunun ön cephesi kıbleye doğru olarak, yanüstü dönüp yatmalıdır. Yattıktan sonra üç kere Âyete'l Kursî okunur. Allah'tan, zahirî veya batınî hacet ya da mürşid dilenir. Ardından sessiz zikir (zikr-i hafi) yapılır. Yanüstü yatıldığından sağ kulak yastığa gelecektir. Baş, hafifçe sağa sola oynatılarak kalp atışlarının (kulaktaki basınç sebebiyle) rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Kalbin her çift atışında "Allah, Allah" diyerek, sessiz şekilde içinden Allah zikredilir.

Hacet namazının ilk kılındığı gece, hacete dair bir rüya görülmezse, hedefe ulaşana kadar perşembeyi cumaya bağlayan geceler, kılmaya devam edilmelidir.

Her gece de kılınabilir.

Also on Fandom

Random Wiki